Gözler işçilerin çalıştırılma koşullarına çevrilmiş durumda. Kazalarda toplu ölümlerin yaşanması gerçekleri gün yüzüne çıkarırken, sık sık kazaların yaşandığı inşaat sektörü hakkında yeni bir iddia ortaya atıldı; İşi bilen, bilmeyen herkes sektöre giriyor. Bir inşaata başlayabilmek için vergi levhası ve mühendislik hizmeti yeterli bulunurken, işçi güvenliği ve iş sağlığının işverenler tarafından gözardı edildiği iddia ediliyor.
İnşaat, maden ve tarım son zamanlarda işçi ölümleri ile anılan sektörler haline geldi. İnsan hayatının ne denli ucuz olduğunu gözler önüne serdi. Meydana gelen kazaların toplu ölümlerle sonuçlanması Türkiye’de işçi güvenliği ve iş sağlığını yeniden tartışmaya açtı. İşçi ölümleri “kader” denilerek geçiştirilmeye çalışılsa da yaşanan facialar farklı boyutlarıyla da ele alındı. Perde arkasında işverenlerin daha az masrafla daha çok kar elde etme hırsı olduğu ortaya çıktı. Hükümet, tepkilerin ardından işçilerin çalışma koşullarına torba yasa kapsamında kimi düzenlemeler getirse de yeni faciaların önüne geçilemedi. Düzenlemelerin kağıt üzerinde kaldığı ve uygulamaya geçirilemediği ileri sürüldü. Araştırmalar, her kazada ayrı bir ihmal olduğunu ortaya çıkardı. Peki yaşanan onca faciaya rağmen işçilerin güvenliği nasıl oluyor da bir türlü sağlanamıyor?
TMMOB Mühendisler Odası Şanlıurfa İl Temsilcisi Kemal Yazar’a göre çoğu iş kazasının temel kaynağı taşeronluk sistemine dayanıyor. Yazar, sırtını bu sisteme dayayan işverenlerin az masraf, daha çok para kazanma hırsına bürünerek işçi güvenliğini göz ardı ettiğini savunuyor. Hükümet politikalarının işverenin yanında olduğuna vurgu yapan Yazar’ın inşaat sektörü ile ilgili tespiti ise çok ilginç;
“Vergi levhası çıkaran herkes gidip inşaat yapabilir. Yani inşaat sektörü o kadar acı bir durumda ki, bugün tabiri caizse bir bakkal açmakla inşaat yapmak arasında hiçbir fark yok. Sadece bir mühendislik hizmeti alıyor ondan sonra işin içinden çıkıyor.”İşçi güvenliği ve iş sağlığı konusunun işveren tarafından ciddiye alınmadığını söyleyen Yazar, sorunları şu şekilde sıralıyor;
TAŞERON SORUNU
“İş güvenliğinin en büyük sorunlarından biri taşeron işçi problemidir. Ülkemizde iki milyona yakın taşeron işçi çalıştırılmakta. Bu taşeron işçilerin örgütlü olmaması nedeniyle büyük patronların sömürüsüne maruz kalıyor. Bu da tabi ülkemizin genel bir problemi.
YASALAR KAĞIT ÜZERİNDE Mİ KALIYOR?
İş güvenliği ile ilgili bir diğer büyük sorun ise oluşan yasaların sadece evrak boyutunda kalması. Bunun uygulamaya geçilmemesi. Eğer bunları uygulamaya geçirmek istiyorsak ağır yaptırımlar getirmeliyiz, ciddi cezalar kesmeliyiz. İşçi haklarını gözetmeliyiz. İşçi bu işin bir tarafı olarak görülmemekte. İşçi ölüme mahkum, onun kaderinde olduğunu düşünmekteyiz. Oysa ki, Avrupa Birliğine aday olan bir ülke olarak yönümüzü eğer bir medeniyete, bir uygarlığa çevirmişsek, onların yaptığı gibi davranmalıyız. Onların yasaları ve uygulamaları var. İşçi hakları ve işveren hakları nelerdir? Hepsi bellidir ama ülkemizde bunlar uygulanmıyor. Kapitalizmin pençesine bırakılmış bir şekilde işçilerin emekleri sömürülmekte.
İŞÇİYE BİÇİLEN DEĞER
2014’te yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Kanunu ile beraber bir adım atıldı. Yasalar yürürlüğe girdi fakat ülkemizin böyle bir kültürü olmadığı için çok az bir etkisi oldu. Ciddi anlamda sektöre sirayet edecek şekilde bir faydası olmadı. Bunun nedeni ise geçmişten gelen bir kültür. İşçiye, işe ve insana verdiğimiz değerden kaynaklanıyor.”
En çok kazaların yaşandığı sektörlerden biri de inşaat. Can güvenliği açısından büyük risk oluşturan sektörde yaşanan kazalar telafisi olmayan ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Yazar, inşaat sektörünün çok tehlikeli bir iş kolu olduğuna dikkat çekiyor;
“İnşaat sektörü Türkiye’yi ayakta tutan sektörlerden bir tanesi. Çok tehlikeli bir iş kolu olmasına rağmen bu konuda herhangi bir çalışma, herhangi bir gelişme yok. Her ne kadar bazı firmalar özelde kendine göre bir çeki düzen verseler de genel olarak bu kültür oluşmamış. Bunun sebeplerinden biri ise dediğim gibi işverenler işçiyi bu işin bir tarafı olarak görmüyor ve işçinin bu konuda herhangi bir hakkının olmadığını düşünüyor. Tabi bunu destekleyen hükümet politikaları, kanunların hepsi işçinin aleyhine çalışan unsurlar. Ayrıca işveren iş güvenliğine ve işçiye yapacağı yatırımları bir kayıp olarak görüyor. Halbuki böyle bir durumda yapacağı yatırımlar uzun vadede kendisine fayda sağlayacak, kar getirecek. Mesela inşaat sektöründe Türkiye’de ortalama günde bir işçi ölüyor. 20 dakikada bir iş kazası oluyor. Günde 1.2 kişi iş göremez raporu alıyor. Kazaların yüzde 93’ü düşmelerden, sıkışmalardan ve elektrik çarpmalarından kaynaklanıyor. Bunlar çok kolay bir şekilde önlenebilecek iş kazaları. Bunların önlenmesi aslında çok basit. Küçük tedbirlerle ve masraflarla bu iş kazaları önlenebilir.”
“İNŞAAT SEKTÖRÜ ACI BİR DURUMDA”
İnşaat sektörünün çok acı bir durumda olduğunu dile getiren Yazar, belki de hiç duyulmayan bir gerçeği gözler önüne seriyor. “İnşaatı yapan kişiye sen yeterli misin. Senin hangi tecrübelerin var. Mühendis misin” gibi soruların sorulmadığını söyleyen Yazar “Vergi levhası çıkaran herkes gidip inşaat yapabilir. Yani inşaat sektörü o kadar acı bir durumda ki, bugün tabiri caizse bir bakkal açmakla inşaat yapmak arasında hiçbir fark yok. Hemen yapabiliyor, bunun hiçbir özelliği yok. Sadece bir mühendislik hizmeti alıyor ondan sonra işin içinden çıkıyor. Halbuki böyle olmaması lazım. Özellikle inşaat sektörüne girecek kişilerde devlet ciddi tecrübeler aramalı” ifadelerine yer verdi.
“HAKKINI ARAYANIN İŞİNE SON VERİLİYOR”
İşçi güvenliği deyince akla gelen ilk şeylerden biri de işçi hakları. Son tablo göz önünde bulundurulunca “Türkiye’de işçilerin hakları neler? İşçiler kendilerine tanınan haklardan ne kadar faydalanabiliyor” gibi sorular daha yüksek sesle soruşmaya başlandı. İşçilerin sömürüldüğüne vurgu yapan Yazar’a göre işçiler haklarından söz edemiyor;
“İşçiler mahkum kalmış. Taşeronlaşma dediğimiz şey bu. Her şey özelleşiyor ve özel sektörün eline bırakılıyor. Özel sektörün eline bırakılınca da işçiler sömürülüyor. İşçiler sömürülünce ne yapacak. Çalışmaya ihtiyacı var. Hukuki hakları sınırlı, örgütlü ve sendikalı değiller. Bir işyerinde bir işçi patronundan hak isteyemiyor. İstediği zaman hemen işten atılıyor, hakları kesiliyor. İşçilerin yapacağı şey sendikalaşmak. Buna tabi devletin destek vermesi gerekiyor. Bir işçi eğer örgütlendiği zaman ona destek olacak ya da kaynak ayıracak ve yol açacak şeyler yapılması lazım. Yoksa patronun tekeline bırakarak bu işler olmaz. Sermaye sahibi her zaman para kazanmak, sömürmek ister. Bu bir kanundur ama bu kanunu dizayn edecek kurallar çıkarmak gerekiyor. Devlet kanun çıkarmadan önce topluma bu kültür ve ahlakı aşılamalı. İşçilere “senin bu hakların var” diyebilmeli, arkasında durabilmeli.
UrfaHA
Şanlıurfa Günceli Facebooktan takip etmek için Tıklayınız









