“AKAN KAN DURMALI”
Sayın Önen; öncelikle her zaman olduğu gibi, sorularımızı karşılıksız bırakmayacağınız için teşekkür ediyoruz. Efendim; Suriye nasıl bir komşu?
E.ÖNEN: Şanlıurfa’da yaşayan halkın sosyal ve kültürel özellikleri ile Suriye halkının sahip olduğu sosyal ve kültürel özellikler arasında çok yakın benzerlikler bulunmaktadır. Burada sahip olduğumuz tarihsel ve kültürel değerler gerçekte bölgemizin ortak mirasıdır. Sınırların iki tarafındaki kültürlerin gelenek ve göreneklerinin benzerliği ortadadır. Her iki tarafta yaşayan insanların akrabalık ilişkileri ile sahip oldukları ortak değerler vardır.
Siyasi anlamda Suriye 1971’den beri aralıksız olarak Baas Partisi ve bu partinin kontrolünü elinde bulunduran Esed ailesi tarafından yönetilmektedir. Anayasasında, Suriye Arap Cumhuriyeti, “demokratik, halkçı ve sosyalist bir devlet” olarak, Baas Partisi ise “toplumun, devletin ve Ulusal İlerici Cephe’nin lider partisi” olarak tanımlanmıştır. Bu liderlik 10 partinin oluşturduğu siyasi parti gurubunun başkanlığıdır. Bu tanımın dışında Suriye’de yeni partilerin fiilen kurulmasına izin verilmemektedir.
Efendim; Suriye’de iktidar tek parti olan Baas Partisinin elinde midir?
E.ÖNEN: Suriye’de asıl iktidar Cumhurbaşkanının elinde bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı, aynı zamanda, Baas Partisi Genel Sekreteri (Genel Başkanı), Ulusal İlerici Cephe Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanıdır. Cumhurbaşkanı 7 yılda bir halkoyu ile seçilmektedir. Seçilme sınırı yoktur.
Sayın Önen; son yıllarda yine Müslüman ve özellikle Arap ülkelerinde yaşanan “Arap Baharı” Suriye’yi nasıl etkilemiştir?
E.ÖNEN: 2011 yılı başında Tunus ve Mısır’da başlayan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan demokrasi ve değişim rüzgârı, Suriye’yi de derinden etkilemiştir. Suriye’de halkın özlemini duyduğu hak ve özgürlüklere sahip olma amacıyla başlattığı ve ilk olarak Daraa’da meydana gelen gösteriler, 16 Mart 2011 tarihinden itibaren ülke geneline yayılmış, güvenlik kuvvetlerinin ve paramiliter güçlerin başvurdukları şiddetin etkisiyle Suriye kendisini kırılması zor bir şiddet sarmalının içerisinde bulmuştur.
Uluslararası arenada daha yenilikçi ve reformist gözüken Beşşar Esed’in 2000 yılında göreve başlaması, Suriye için yeni bir umutken, 2004 Kasım ayında ABD Başkanı George Bush’un yeniden seçilmesinden sonra yaptığı açıklamada Suriye’yi hedef göstermesi, Suriye yönetiminin kendisini dış dünyadan soyutlamasına sebep olmuştur.
Suriye, bu dönemde uluslararası ilişkileri Türkiye üzerinden kurmaya çalışmış olsa da Arap Baharının etkilerinin Suriye de görülmesi üzerine Suriye’nin hem Türkiye ile olan ilişkilerinde hem de uluslararası toplumla olan ilişkilerinde bir kırılma meydana getirmiştir. Ayrıca Suriye yönetiminin bu süre içerisinde İran’la olan ilişkilerini de geliştirmesi, İran etkisinin bölgeye girmesinden endişe eden diğer Arap devletlerinde Suriye’ye yönelik çekinceler oluşmasına sebep olmuştur.
Efendim; O sıralar Suriye’de gösteri yapanlara Esed’in sert müdahalesine Birleşmiş Milletler (BM) neden bir şey yapamadı?
E.ÖNEN: Suriye’de gösteri yapan gruplara Esed rejimi tarafından yapılan sert müdahale BM Güvenlik Konseyinde ele alındı, ancak Rusya ve Çin’in vetosu sebebiyle BM Güvenlik Konseyi’nde bir karar alınamadı. Bilindiği gibi; II. Dünya Savaşının ardından Fransa, Suriye’den çekilmiş ve Suriye, 1946’da Suriye Arap Cumhuriyeti adıyla BM’ye katılmıştır. Fransa, Suriye Ulusal Konseyini Suriye muhalefetinin meşru temsilcisi olarak tanıyan ilk ülkedir. BM Güvenlik Konseyi, BM-Arap Birliğinin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan’ın sunduğu 6 maddelik öneriye destek vermiştir. Bu öneriyi Çin Halk Cumhuriyeti de desteklemiştir. Bu desteğin nedeni, Çin’in BM’ye çözüm için sunduğu teklifle örtüştüğü içindir. Fakat Çin ve Rusya konu Suriye’ye yönelik yaptırım kararlarına geldiğinde, ellerindeki veto gücünü de kullanarak karşı çıkmaktalar ve Suriye\'de yönetim değişikliğini sağ¬layacak uluslararası yapının oluşmasına engel olmaktadırlar. Örneğin Çin, 1 Mart ve 23 Mart 2012 tarihlerinde BM İnsan Hakları Komisyonu’nda Suriye’deki insan hakları durumu ile ilgili karar taslağına ret oyu vererek karşı çıkmıştır.
Suriye, ‘İran İslam Devrimi’nden sonra İran’ın Arap Dünyası içerisinde ilişkilerinin en iyi olduğu ülke olarak ön plana çıkmıştır. Suriye Ulusal Koalisyonu, 114 ülke ve 13 uluslararası kuruluş tarafından Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanınmıştır.
SURİYE’DE EKONOMİK VERİLER
Suriye’nin günümüzdeki durumu, yani Suriye’de kimler var?
E.ÖNEN: Foreign Policy dergisinin Suriye\'de durum raporu olarak gerçekleştirdiği araştırmaya göre; Suriye’de YPG, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Esad güçleri, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Esed karşıtı güçler bulunuyor. En belirgin olanları Şam yönetimi, Suriyeli muhalifleri ve IŞİD sayılabilir.
Suriye’nin Kobani, diğer adıyla Ayn-el Arap bölgesi konusunda neler söylersiniz?
E.ÖNEN: Ülke gündemimizi meşgul eden Ayn-el Arap yani Kobani’den Türkiye’ye 2014 yılı Aralık ayına kadar 192 bin 417 kişi giriş yapmıştır. Kobani’nin toplam nüfusu ise 195.216 kişidir. Ayn El Arap’ın 44.821’i merkez olmak üzere toplam 81.424 nüfusu, kendisine bağlı iki nahiyeden Serrin’in 6.140’ı merkez olmak üzere toplam 69.931 nüfusu, diğer nahiye Şeyuk Tahtani’nin ise 4.338’i merkez olmak üzere toplam 43.861 kişilik nüfusu bulunmaktadır. İlçenin 3 nahiyesi olup bu nahiyelerinden en kalabalığı olan Ayn El Arap’ta Kürtler çoğunluktadır. Diğer 2 nahiyede Kürt nüfus çoğunluğu bulunmamaktadır. İlçenin Şeyuk Tahtani merkezi ve çevre köyleri temel olarak Tay aşiretine mensup kişilerdir. Serrin nahiyesinde kayda değer bir oranda Kürt nüfus bulunmamakta ve nahiye merkezi muhalifler tarafından kontrol edilmektedir.
Sayın Önen; Kobani niçin önemli, savaş niçin bu bölgeye kaydı?
E.ÖNEN: PYD\'nin 2014 Ocak ayında ilan ettiği 3 kanton yönetimin coğrafi olarak ortasında Kobani var. Kobani\'nin yaklaşık 200 kilometre batısında Afrin, doğusundaysa Cezire kantonu var. Bu 3 kanton arasında da Arap nüfus ağırlıklı bölgeler bulunuyor ve bu bölgeler IŞİD\'in elinde. Kobani düşerse diğer PYD kantonları zayıflayacak ve kantonlar arasındaki kara bağlantısı kesilecek. IŞİD de oldukça geniş bir alanda egemenlik sağlayacak.
Efendim; Kobani’nin düşmesi durumunda Türkiye’yi ne bekliyor?
E.ÖNEN: Kobani, IŞİD\'in eline geçerse, Türkiye-Suriye arasındaki bir sınır kapısı daha IŞİD\'in denetimine geçecek. IŞİD şu anda zaten Şanlıurfa Akçakale-Tel Abyad Sınır Kapısını, Gaziantep-Karkamış kapısını ve Kilis Çobanbey-El Rai kapısını elinde tutuyor. Türkiye kapalı tuttuğu bu sınır kapılarını yalnızca insani yardım için açıyor.
Şunu da çok iyi bilmek lazım; savaş sadece Kobani’de olmuyor, Halep kenti çok önemli. Tarihi bir şehir olan Halep 18.482 km²’lik yüzölçümü ve 4.868.000 nüfusu ile Suriye’nin en kalabalık vilayetidir. Türkiye, Suriye ve savaşın içindeki taraflar açısından stratejik olarak çok önemli bir noktadır.
Neden Halep?
E.ÖNEN: Uluslararası toplumun dikkatinin Irak\'a ve Kobani\'ye, belli bir bölgeye ve sembolik olarak da tek bir şehre odaklanmasından istifade eden Esed, Halep’e saldırdı. Çünkü Halep, direnişin de sembol şehri. Halep\'te bazı bölgeler muhalifler, bazı bölgeler ise rejime bağlı güçlerce kontrol ediliyor. Halep’ten başlayıp Kilis’e uzanan 80 kilometrelik Handerat-Kilis hattı, muhaliflerin Türkiye ile tek güvenli bağlantı noktası. Şu an Halep Esed güçlerinin çok yoğun baskısı altında. Eğer rejim güçleri Handerat bölgesi ile Leramon bölgesini birleştirirse Halep komple bir muhasaraya alınmış olur. Bu muhasarayla birlikte Zehra, Nübül ile Yeni Halep arasındaki yol da rejim lehine kullanıma açılmış olacak.
Halep düşerse neler olabilir?
E.ÖNEN: Halep’i Kilis’e ve Gaziantep’e bağlayan muhaliflerin kontrolündeki 4 km koridorun kapanması durumunda Kilis ve Rasulayn bölgesini muhaliflerin tutmasına imkan kalmayacak. Diğer taraftan Zahra bölgesinden Afrin içinden hareket edecek Esed güçleri Reyhanlı karşısında bulunan Atme\'ye kadar hiçbir zorlukla karşılaşmadan gelecekler. Atme ile Babül Hava arası yaklaşık 10 km. Halep saldırıları aslında uluslar arası toplum için büyük bir sınav. Çifte standartlı tavrının da bir göstergesi. Bugüne kadar uluslararası toplumda kimse “Halep\'e nasıl destek verilecek?” diye bir çağrıda da bulunmadı.
Öyleyse, nasıl tedbirler alınmalı sizce?
E.ÖNEN: Özellikle Türkiye açısından bile düşünürsek; onun için sadece IŞİD değil, Esed rejimine karşı da tedbir alınmalıdır. IŞİD tehlikesini ortaya çıkaran Suriye rejiminin saldırılarıdır ve Suriye rejiminin ta kendisidir. Çünkü Suriye rejimi havadan bombaladığı yerlerde, Halep ve civarında, Rakka\'da, Telabyat da önce Suriye rejimi havadan bombaladı, IŞİD teröristleri de karadan girdi. Şimdi yine IŞİD\'in ortaya çıkardığı konjonktür nedeniyle Esad rejimi Halep\'e dönük baskılarını artırdı. Dünyanın artık bu tutumundan, uluslararası toplumun bu aymazlıktan kurtulması ve Suriye yönetimine karşı açık ve net tavrını ortaya koyması lazım. Tabii böyle bir mülteci akını olmasını istemeyiz, arzu etmeyiz. Onun için biz “güvenli bölge” talep ediyoruz.
Sayın Önen; size göre Halep’in düşmesinin sonuçları neler olabilir?
E.ÖNEN: Bölgede IŞİD ile de savaşan muhalifler, kendi aralarında da bölünmüş durumda. ÖSO, El Nusra Cephesi ve İslami Cephe arasında koordinasyonun olmaması, Esed rejiminin işini kolaylaştırıyor. Halep’in Esed rejiminin kontrolüne geçmesiyle muhalifler Türkiye sınırına çekilmek zorunda kalacak. Çatışmalardan kaçan on binlerce kişi, hem Esed hem de IŞİD güçlerinin hakim olduğu bölgelerden Türkiye’ye geçmek zorunda kalacak. Bu da on binlerce insanın can güvenliğinin olmaması anlamına geliyor. Türkiye, Halep’in düşmesi halinde yaşanacaklar konusunda ABD ve bölgede etkin olan ülkeleri uyardı. Halep’in Esed’ın eline geçmesi halinde muhalif ÖSO elinde Suriye genelinde büyük kent kalmamış olacak. Esed rejimi, IŞİD’in elindeki Rakka ve Deyrizor dışında Suriye’deki bütün büyük kentlerde kontrolü eline geçirmiş olacak. Türkiye Halep’in düşmesi durumunda ilk etapta 300 bin kişiyi kapsayan bir göç senaryosu hazırladı. Halep\'in muhasarasının kırılması Türkiye\'ye ilk etapta olacak 300 bin göçün önlenmesi açısından çok kritik bir noktadır ve daha geç olmadan Dünya Halep\'teki muhasarayı kırmak için Halep bölgesindeki muhaliflere gerekli askeri bilgi ve lojistik desteğini vermelidir.
Efendim; son olarak neler söylemek istersiniz?
E.ÖNEN: Özellikle Suriye’deki bu durumun bir an evvel son bulması için daha çok çaba sarf etmeliyiz. Ülkemize ve ilimize sığınan Suriyelilere Kürt-Arap-Yezidi gibi dil, din, ırk ayrımı yapmadan kucak açmaya, onlara yardımcı olmaya devam etmeliyiz. Kısaca; inancımıza göre muhacir olarak tanımlanan Suriyelilere karşı bizler de Ensar görevimizi yerine getirmeliyiz. Uluslar arası Devletler de üzerine düşeni yapmalı ve bir an evvel bu savaşı sonlandırmalıdır. Zaten mültecileri ziyaret ettiğimizde, yaptığımız yardımlar ve sınırlarımızı açtığımız için bizlere müteşekkir olduklarını söylediler.
Abdülkadir Emin ÖNEN;
15 Mart 1976 yılında doğdu. Babası emekli öğretmen olan Mehmet Salih, annesi Fatma\'dır. İlköğrenimini Ankara Bahçelievler Ulubatlı Hasan ilköğretim Okulunda ve orta öğrenimini Ankara Gazi Anadolu Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Fatih Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünden okul 1.’si olarak mezun oldu. 2003\'ten itibaren “Türk Dış Politikasında Asya Algısı” konulu tez çalışması ile Siyaset Bilimi alanında yüksek lisansını yaptı.
Özel sektörde 5 yıl boyunca Yatırım Danışmanı, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdür olarak üst düzey yöneticilik yaptı. Çin Halk Cumhuriyeti\'nde ithalat ve ihracat alanında faaliyet gösteren danışmanlık şirketi kurdu.
2007 yılı Genel seçimlerinde AK Partiden 23.Dönem Şanlıurfa Milletvekili seçildi. Aynı dönemde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Türk Gurubu (AGİTPA) ve TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi olarak görev yaptı. Aynı zamanda TBMM Asya Parlamenterler Asamblesi (APA) Türk Gurubu Başkanı oldu. Bu görevini yaparken Şam’da yapılan APA Genel Kurulunda APA Genel Başkan Yardımcılığına seçildi.
2011 yılı genel seçimlerinde 2. kez Şanlıurfa Milletvekili seçilen Önen, 2011 yılında AGİTPA Türk Gurubu Başkanlığına, 2013 yılında AGİTPA Başkan Yardımcılığına seçildi. Halen bu görevleri yürüten Önen; iyi düzeyde İngilizce, orta düzeyde Çince bilmekte olup, evli ve 2 çocuk babasıdır.
Emin ÖNEN’in 2007–2011 yılları arasında yürüttüğü görevler:
• Asya Parlamenterler Asamblesi (APA) Başkan Yardımcısı
• Asya Parlamenterler Asamblesi (APA) Türk Grubu Başkanı
• AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı
• Türkiye-Filipinler Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanı
• TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi
• Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİT PA) Türk Grubu Üyesi
• AK Parti Şanlıurfa Milletvekili
Emin ÖNEN’in halen yürütmekte olduğu görevler:
• AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı,
• Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi (AGİT PA) Türk Grubu Başkanı ve AGİT PA Başkan Yardımcısı,
• Türkiye-Çin Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanı,
• AK Parti Şanlıurfa Milletvekili.








