Anasayfa
  • Ara
  • Gündem
  • Siyaset
  • Asayiş
  • Güncel
  • Sağlık
  • Spor
  • Yaşam
  • Eğitim
  • Ekonomi
  • Ara
SON DAKİKA:
12:03
Türkiye-Suriye Hattında Önemli Gelişme
11:43
Şanlıurfa’da 8 Kilo 240 Gram Esrar Ele Geçirildi
09:27
Şanlıurfa’da Siber Suçlarla Mücadelede Büyük Operasyon
09:17
Şanlıurfa Yolunda Korkutan Yangın: TIR Küle Döndü
Video Galeri Foto Galeri
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Haberler
  2. Genel
  3. Okurlar sırada tanışıp evleniyor
Genel
Yayınlanma: 00 0000 - 00:00

Okurlar sırada tanışıp evleniyor

Genel
00 0000 - 00:00
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Okurlar sırada tanışıp evleniyor

 

Ya da hangi yazar imza gününde yerinden kalkıp ihtiyacını gidermemek ve sıradakileri bekletmemek için sabahtan itibaren su bile içmez?

Yılmaz Özdil... 

Hem kolay anlaşılan tarzı hem de işlediği günlük popüler konularla büyük bir okur kitlesine ulaşan Özdil artık aileden biri olarak görülüyor.

Bu nedenle de okurları onu özellikle imza günlerinde hiç yalnız bırakmıyor.

Ortalama bekleme süresinin iki saat olduğu bu kuyruklardaki insanlar Özdile aynı zamanda bir çok anı ve yaşam hikayesini de hediye ediyor.

Biz de, Hürriyetin 3üncü sayfasının sevilen sakini Özdille kuyruklardaki bu hikayeleri ve karşılaştığı ilginç olayları konuştuk:


  EN KÜÇÜK ZİYARETÇİM 42 GÜNLÜK BİR BEBEKTİ

- Her imza günü 6-7 tükenmez kalem tükenir. Biriktirmeye niyetim vardı. Okurlara kaptırdım... Koleksiyonum bozuldu maalesef.

- Şu ana kadar en küçük, 42 günlük bir bebek geldi. Suadiyede annesi ve babasıyla gelmişti. En büyük okur ise 94 yaşında emekli bir kadın öğretmenimizdi, o da Ankarada geldi.

- Anne adayları hamileyken, genellikle doğmamış bebeklerini adına imzalatıyorlar. Doğunca da e-posta yoluyla bana fotoğraflarını gönderiyorlar. Biriktiriyorum. Albüm haline getireceğim. Şu ana kadar ismini koyduğum bebek sayısı 23. Kitabı imzalarken ismini koyduğum iki bebek var. Biri erkek Ege, diğeri ise kız, İzmir.

- İlkokul öğrencisi bir minik kız, İsim Şehir Hayvanı kedisi adına imzalatmıştı. Son imza günümde de, gene bir kız çocuğu, İsim Şehir Bitkiyi yavru köpeği adına imzalattı. Tarçındı yanlış hatırlamıyorsam.

- İsmini koyduğum işletme sayısı 11. Açacağı kafeterya veya restorana isim önermemi isteyen okurlarım oluyor. Bunların da tabelalarının fotoğraflarını gönderiyorlar.

- Uzun kuyruklar sizce neden oluşuyor? Unutamadığınız anılarınız var mı?

Uzun kuyrukların neden oluştuğunu doğrusu düşünmedim. Bunu okurlara sormak lazım.

Ben okurlarım için imzalıyorum, okurlarım da benim hatıra kitabımı imzalıyor.

İmza günlerimin toplamı 100 saati buldu. Kaç kişi olduğunu saymadım ama kaba hesap dakikada iki ya da üç kişiye imza vermeye çalışıyorum.

KUYRUKTA TANIŞIP EVLENENLER VAR

Kuyrukta tanışıp evlenen var. İstanbulda ilk imzamda kuyrukta beklerken tanışıp, evlendiler. İnsanlar kuyrukta beklerken arkadaş oluyor. Çünkü oradaki herkes aslında zihniyet arkadaşı, zihniyet hemşehrisi, hatta zihniyet akrabası. Uzun süre kuyrukta bekliyorlar ve bu sırada birbirlerine yardım etmeleri gerekiyor. Arada gidip yemek yemek için, fotoğraf çektirmek ya da ihtiyaçlarını giderme konusunda birbirlerinden yardım istiyorlar.

Nikah davetiyesi koleksiyonum var. Nikah şahidi olmamı isteyenler oluyor.

Bursadaki imzaya gelen bir nişanlı çift, daha önce flört ederlerken İzmirdeki imza günüme de gelmiş. Evlenmek için üçüncü kitabı bekliyorlar.

Kız arkadaşının, erkek arkadaşının mail adresini verip, yaşgününü kutlamamı isteyen çok olur. Veya, eşinin mail adresini verip, evlilik yıldönümünü kutlamamı isteyen... Yetişebildiğim kadar kutluyorum.

YABANCILAR DA GELİYOR

İmza günlerime Amerikalılar çok gelir. Rus gelinlerimizden katılanlar olur. Almanlar gelir. İngilizler, canım Azerbaycanlılar ve enteresan şekilde Ankarada bir Kübalı okur gelmişti. Çoğunun eşi Türk ve kendileri de Türkçeyi çok iyi biliyor. İsrailliler de geldi.

Her şehre gidemiyoruz maalesef. Ancak, komşu şehirlerden imza günlerine yoğun katılım oluyor. Mesela Ankaraya, Eskişehir, Gaziantep, Aksaray, Antalyadan gelenler olmuştu.

Hediye koleksiyonum var. Kuran gelir, anahtarlık gelir. Tişört yaptırıp gelenler oluyor. Okurlarım eli boş gelmek istemiyor. Hatıra getiriyor. Bu bazen bir forma, bazen bir biblo olabiliyor. Kazak örüp getiren okurum olmuştu. Bunlar çok özel hediyeler. Okurla benim aramda. Sergilemeyi ya da başka bir projede kullanmayı düşünmüyorum. Maddi değeri çok düşük ancak benim için manevi değeri paha biçilmez hediyeler bunlar.

 

KUYRUKTAKİ OKURLARDAN ÇARPICI SÖZLER

OKUYUCULARI YILMAZ ÖZDİLİ BÖYLE ANLATTI / WEB TV 

  RÖPORTAJ VE İMZA GÜNÜNDEN KARELER

BİR KAMYONET BOYOZ GELDİ, AŞEVİNE VERDİK

Tabii bu hediyeler yüzünden bazen başımıza işler de geliyor. İzmirde bir keresinde espri olsun diye İlk gelen boyoz getirsin, özledim dedim. Bir kamyonet boyoz geldi. Aşevine vermek zorunda kaldık. Bursada kestane şekeri hücümuna uğradık. Dağıtıyoruz.

  ANNE VE BABAMIN TABUTLARINI BERABER OMUZLADIK Annem, babam vefat ettiğinde, okurlarım hem camiye hem de kabristana geldi. Tabutları beraber omuzladık. Annem babam için helva dağıtan da mevlüt okutan da oldu. Sağolsunlar.

KENDİME ALIYORDUM, SANA DA ALDIM

Yapmayın göndermeyin diye yalvarmama rağmen gönderiyorlar. Bir bakıyorsunuz bir kasa portakal gelmiş. Çoğunun üzerinde tanıtıcı yazı bile bulunmaz. Bazılarında alıyordum sana da alıp gönderdim gibi notlar olabiliyor. Canının çektiği bir şeyden bana da tattırmak isterler.

- Sizi bir nevi aileden biri olarak mı görüyorlar acaba?

Sanırım öyle. Özellikle İzmirde ve yurdun çeşitli yerlerinde yaşayan İzmirliler bana sadece Yılmaz diye hitap ederler. Çoğu bana kuzen, kardeş, oğlum, abi gibi akrabalık sıfatlarıyla seslenir. Bu bana büyük onur verir.

Ayrıca hiç çağrıda bulunmamamıza rağmen çeşitli üniversitelerden gönüllü gruplar var. Mutlaka imza günüme gelip fotoğraf çeker ve onları sosyal paylaşım sitelerinde paylaşırlar. Yanında fotoğraf makinesi olmayanların fotoğrafını çekip, onlara e-posta yoluyla gönderirler. Bu gönüllü arkadaşlar, kuyruktaki yaşlı, bebekli, hasta olup da bekleyenleri bulup öne getirirler.

  KSKLILAR VE GÖZTEPELİLER YANYANA

Doğma büyüme hasta Göztepeliyim. Göztepeli taraftarlar istisnasız her imzama gelir. İstanbul, Ankara, Bursa farketmez, Göztepeliler mutlaka gelir. İzmirde, Göztepe forması giymiş gençlerle, Karşıyaka forması giymiş gençlerin, yan yana durduğu ve kavga etmediği, belki de tek yer, benim imza kuyruğudur. Karşıyakalıların sanırım tek sevdiği Göztepeli benim... KSK formasıyla gelirler, formayı imzalatırlar.

-İzmir Atatürk Lisesi mezunu olduğum için, mezunları gelir. İzmir Atatürk Liseliler yaşadıkları şehirde bir şekilde birbirlerini buluyor. Mesela Bursada yaklaşık 15 kişilik bir doktor grubu geldi. Değişik yaşlardan mezunlar ve ayda bir gün bir araya geliyorlarmış.

KIRMIZI IŞIKTA DURAN İNSANLAR

- Sıra adaletini nasıl sağlıyorsunuz? Sırada yaşlı amca ve teyzeler gördüm. Öne gelmeleri teklif edildiğinde dahi bundan çekiniyorlardı.

Çok hassaslar gerçekten. Bu yurttaşlar aslında kırmızı ışıkta duran yurttaşlar. Kural neyse ona uyarlar ve asla ayrıcalık talep etmezler. Bir örnek vermek gerekirse, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezerin damadının ve torununun Ankaradaki sırada 5 saat beklediklerini imza bittikten çok sonra öğrendim. Yazar ve gazeteci arkadaşlar gelir ve kuyrukta beklerler.

- Peki bundan haberiniz olsaydı öne geçmeleri yönünde bir çağrıda bulunur muydunuz?
Hayır.

SERUMLA GELEN OKURUM OLDU

Doğan Kitaptan arkadaşlar şahittir, gözlerimize inanamadık, serumla gelen okurum oldu. Fiziksel engelli okurlarımız gelir. Onlar da öne geçmek istemezler. Ben onların yanına giderim. Engelli sporcular gelir. Bundan çok gurur duyarım.

Sporcular gelir... Pekindeki 2008 Paralimpik Olimpiyatlarında okçuluk dalında, tarihimizin ilk altın madalyası kazanan Gizem Girişmen... Aynı olimpiyatta, 100 metre sırtüstü yüzmede altın madalya kazanan Durducan Nevruz... Avrupa Atletizm Şampiyonasında finale kalan ilk Türk kızı, İzmirin gururu Semra Aksu... İlk aklıma gelenler.

 

ÖYLE BİR ŞEY SÖYLEDİ Kİ...

- Okurlarınızla aranızda geçen unutamadığınız diyaloglar var mı?

Unutamadığım diyaloglardan bir tanesi... Rahmetli Fatin Rüştü Zorlunun torunu gelmişti mesela... Sadece bir cümle, öyle bir şey söyledi ki bana, milyarlarca sayfa yazsam, bugün yaşadığımız siyasi atmosferi o şekilde özetleyemem.

Silivriye tıkılan MİTçi Kaşif Kozinoğlunun annesi Belgin hanımefendi gelmişti, İsim Şehir Hayvanın imza gününe, imzalatıp, oğluna götüreceğini söylemişti. Sonra malum, içerdeyken vefat etti Kaşif Kozinoğlu... Aradan zaman geçti. İsim Şehir Bitkinin imza gününe de geldi, Belgin hanımefendi... Bu sefer, oğlunun kitabını getirmişti bana, imzalayarak... İki kitap arasında, sen anneni kaybettin, ben oğlumu kaybettim, oğluma sarılmak için sana geldim dedi. Verecek cevap bulamadığım ender zamanlardandı.

ORTAK NOKTA SAMİMİYET

- Kemoterapi hastası bir genç ile coşkulu 30 kişilik motorcu grubu aynı kuyrukta buluşabiliyor. Dünyaya bakışı bu kadar farklı olan insanları aynı kuyrukta bir araya getiren size göre nedir?

Gerçekten bilmiyorum. Ama, samimiyet ya da sahicilik insanların ortak noktası olabilir. Gazetecilik için objektif meslek denir ama aslında subjektif bir iş. Yani herkesin bakış açısı farklı. Dolayısıyla aynı fikirde olmamız mümkün değil. Kitap için kuyruğa girenlerin hepsinin de birbiriyle hem fikir olması mümkün değil. Ama, en azından yazdıklarımızın kendimize ait, özgün ve samimi fikirler olduğunu bildikleri için ya da bundan emin olduklarını düşündüğüm için, farklı toplum katmanlarında olan insanlar aynı çizgide buluşabiliyor herhalde.

HOLDİNG PATRONU İLE İŞSİZ GENÇ YANYANA

İsimlendirmek istemem ama holding patronlarının ya da ekonomi sayfalarının manşetlerinde gördüğümüz işadamlarının gelip işsiz bir gençle, emeklilerle aynı kuyruğa girdiğine defalarca şahit oldum.

- Yani samimiyetinizin sınıf farkını ortadan kaldırdığını mı belirtiyorsunuz?

Öyle olduğunu düşünüyorum.

  BAŞI SARGILI BEYEFENDİ UNUTULDU, EVİNE GİTTİM Bağdat Caddesinde yapılan bir imzada başı sargılı bir beyefendi görüyorlar. Öne almak istiyorlar. Kabul etmiyor. Bari gelin bankta oturun, sıranız gelince haber verelim diyorlar. Sonra, o telaşla onu unutuyorlar. O da sabırla saatlerce orada bekliyor. İmza günlerinde kuyruk, mağaza kapanınca ancak nihayete eriyor. O gün de öyle olunca, mağazanın ışıkları kapanınca o beyefendi, gelip yetkililerle konuşuyor. Benim gittiğimi öğreniyor. Kendisinin orada unutulduğu ortaya çıkıyor. İletişim bilgileri alınıyor. Anlaşılıyor ki, aslında bir gece önce düşmüş. Hastanede kalması isteniyor. Ancak, ısrarla imza gününe gelmek istiyor ve geliyor. Başına bir de bu hadise geliyor. Haberim oldu. Evine gidip, kitabı evinde imzaladım.

HER ŞEYİ SAĞ ELİMİN PERFORMANSI BELİRLİYOR

- İmza günleri ortalama kaç saat sürüyor?

Bunu biraz da benim sağ elimin durumu belirliyor. Çünkü, bazen iki hafta üst üste imza günü yapıyoruz. Elim üç ya da dört gün içinde ancak normale dönebiliyor. Önce bir uyuşukluk başlıyor, sonra bir elektriklenme oluyor ve dirseğimden omuzuma kadar çıkıyor. O anda insan bir robot gibi, gayretle imzalamaya devam edebiliyor. Ama daha sonrasında sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bazen geçiyor ve devam edebiliyoruz. Bazen de geçmiyor ve o haftaya yeni imza günü koymuyoruz. Dolayısıyla 9.5 saat süren de 4.5 saat süren de oldu. Elimin durumu belirliyor.

Birçok doktor okurumun bu anlamda faydasını gördüm. Tavsiye ve ilaç önerileri oluyor. Dirseğim ve elim için aparat getiren doktor okurlarım oldu.

- Kuyruklardaki insanlarla yaptığım söyleşilerden edindiğim izlenim ve ilgi, imza günlerinin gelecekte de uzun süreceğine işaret ediyor. Dolayısıyla, süreyi kısaltmak için hiç formül düşündünüz mü?

Okurlardan da çok formül geliyor. Damga hazırlamamı öneren de, bir metin hazırlayıp çoğaltıp dağıtmamı öneren de oldu. Tabii bu benim istediğim bir şey değil. Tatil gününden dört, beş saat ayırarak orada bulunan insanlara, en azından teşekkür ederim yazmak benim görevim.

Bu konuda okurlar da çok duyarlı. Mesela, kitap sayısında sınırlama koymuyoruz. Başlangıçta bunları geri çevirmiyoruz. Ama saatler ilerledikçe, okurlar ellerinde beş ya da altı kitap olmasına rağmen sadece birini imzalatıyor. Hem kuyrukta bekleyenlere saygı, hem de benim çok yorulduğumu düşündükleri için bunu yapıyorlar. Çünkü, o sekiz, dokuz saat boyunca masadan kalkmam.

OKUR KENDİ KUYRUK STRATEJİSİNİ YARATIYOR

- İmza günlerinde fiyatların satış performansı nasıl oluyor?

Genelde, imza günlerini aynı yerlerde yapıyoruz. İnsanlar, kitapları satın alıp kuyruğa giriyor. Bu da ekstradan bir kuyruk yaratıyor. Ama artık hem biz hem de okurlar tecrübe sahibi olduk. Kitaplar önceden satın alınıyor. Ya da imza gününün yapıldığı kitabevinde kitap satışı yapılmıyor. Başka kitap evlerinden alıp geliyorlar. Kuyruğu bitirebilmek için eskiden en sona görevli arkadaşları gönderiyorduk ve sıraya yeni kişi alınmıyordu. Bu sefer de okurlar kuyruğa girmeyip, bitene kadar beklemeyi tercih etmeye başladı. Okurlar bu anlamda bizim aldığımız önlemlere karşı kendi kuyruk stratejisini belirliyor. (Gülüşmeler)

Korsan baskı getirip, imzalatan da çok... Elbette imzalıyorum. Hem kitap pahalı, haklılar, hem de okunsun diye yazıyoruz, okunsun da nasıl okunursa okunsun... Korsanı yaratan koşulları ortadan kaldırmadan, korsanı ortadan kaldıramazsın.

  SABAHTAN İTİBAREN SU BİLE İÇMİYORUM

- İmza sürecinde tuvalete dahi gitmediğiniz söyleniyor. Bu doğru mu?

- Doğru. İmza günlerimin olduğu günlerde, sağlığa aykırı olmasına rağmen, tuvalete gitmemek için sabahtan itibaren su bile içmem. Aslında okurlarım bu konuda bana kızıyor ve ara vermemi istiyorlar. Ama yağmur altında bile insanların dört saat beklediğini görünce böyle bir şey yapamıyorsun.

- Beni bu anlamda etkileyen bir diğer davranış da, elinde birden çok kitapla gelen okurlarımdan bazılarının beni yormamak için tek kitap imzalatması ve onu da kendi adlarına değil, bir arkadaşı, akrabası adına imzalatmasıdır.

- Üniversiteli, liseli gençlerin tatil günlerinde gelip beklemesini görmek, ailesi çalıştığı için onların adına gelip sırada bekleyen genç yaştaki arkadaşları görmek, tüm hoyratlığa karşı Türk aile yapısının hala ne kadar sağlam durduğunu göstermesi açısından beni umutlandırıyor.


- Kitapları imzalarken iki ok çiziyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

İlk kitabımın adı, İsim-Şehir-Hayvandı. Hayvandan Yılmazı çıkarmak çok hoşuma gitmişti. Bunda da benzer yöntemi uyguluyorum.

Her okura farklı cümlelerle hitap etmek daha doğru ve gerekli. Ama süreyi kısaltmak, insanların çektiği sıkıntıyı azaltmak için genelde aynı metinleri tercih ediyorum. Dakikada iki ya da üç kişiye imza vermek için başka çıkar yol yok.


YILMAZ GELİYOR DİYEN YALAN SÖYLÜYORDUR

- Sadece kitapçılarda mı imza günü düzenliyorsunuz? Festival ya da başka türlü etkinliklerde bu anlamda bulunmuyor musunuz?

Hiçbir belediye, parti, üniversite organizasyonuna asla katılmam.


- Neden?

Çünkü bu bir kitap. Çıkaran yayınevi belli. O yayınevinin istediği yerlerde imzalarım.

Mesela bir takım festivallere, partilerin ya da belediyelerin organizasyonlarına katılacağımız yönünde duyurular yapılıyor. Bunlar tamamen benim dışımda gerçekleşiyor. Utanmadan, para teklif edenler oluyor. Anladığım kadarıyla, şu kişiyi getireceğiz diye belediyeleri tokatlayan bazı kişiler var. Buradan tekrar duyurayım. Katılmıyorum. Yılmaz geliyor diyen varsa mutlaka yalan söylüyordur.


- Ünlü isimler kitap imzalatmaya geliyor mu?

Dizi oyuncuları, söz yazarları, futbolcular, milletvekilleri geliyor. İsim-Şehir- Hayvan kitabı tiyatro oyunu oluyor. Şu anda provaları yapılıyor. Ben kimlerin oynayacağını henüz bilmiyorum. Mesela bu oyunda rol alacak bir devlet tiyatrosu sanatçısıyla kuyrukta tanıştım. Bana bir anda kitabımla birlikte , oyunun metnini uzattı ve çok şaşırdım.

- Milletvekilleri de geliyor dediniz. Hiç hükümetten kimse geldi mi?

Hayır.

NASREDDİN HOCANIN DA TORUNUYUZ

- Bir okurunuz, sizin için hem anlatıyor hem güldürüyor hem de düşündürüyor. Sanki çağımızın Nasreddin Hocası gibi bir ifade kullandı. Bu sizce doğru bir tanımlama mı?

Bu benim için çok onur verici bir tanımlama. Biz sadece Fatih Sultan Mehmetin ya da Kanuni Sultan Süleymanın torunları değiliz. Aynı zamanda Nasreddin Hocanın Yunus Emrenin torunlarıyız. Dolayısıyla benim için çok onur verici bir benzetme. Hayata gülümseyerek bakmayı severim. En karamsar durumların bile hayatın bir gerçeği olarak kabul edilmesine inanırım. Sorunların, gülümseyerek daha kolay aşılabileceğine inanıyorum.

CENAZE SONRASI SAĞLIK BAKANININ SÖZLERİNİ UNUTAMAM

- Yakın zamanda çok kısa süreyle anne ve babanızı kaybettiniz. Bu süreçte okur desteği size nasıl güç verdi?

Cami avlusunda da, cenaze namazında da, cenazeyi yıkmaya gittiğimizde de, kabirde toprağa verirken de hep yanımda okurlar vardı. Bu benim için hem onur hem de huzur verici bir durum. Babamı ve annemi Urlada defnettik. Mesela Urla halkı onları bağrına bastı. Bu beni çok mutlu ediyor. Kendi yakınlarını ziyarete gittiklerinde mutlaka bizimkilere de uğruyorlar. Ben gittiğimde orada taze çiçekler görüyorum. Annemle, babamın mezarına bakıyorlar. Bu beni gerçekten çok etkiliyor.

O dönemde taziyelerini bildiren sayısız vatandaşlarımız oldu. Aynı şekilde, AKPlilerden de çok sayıda telefon aldım. Bakanların çoğu aradı. 10dan fazla bakan, milletvekili bizzat telefonla aradı. CHP Genel Başkanı, MHP Genel Başkanı, milletvekilleri, il başkanları sahip çıktılar. Dualarını esirgemediler. Kişisel bir şey daha paylaşayım; mesela Sağlık Bakanı Recep Akdağın kendi babasını kaybettikten sonra yaşadıklarıyla ilgili anlattıklarını şu anda dahi çok net hatırlıyorum ve unutamıyorum. Ölümden gayrısı yok derler. Ben bunları yazdıklarımızın samimiyetine destek olarak algıladım.

BİZ, YILMAZDAN HİÇ UMUTLU DEĞİLDİK

- Öğretmenleriniz hiç geliyor mu imza günlerinize?

Çok. Ortaokul, liseden öğretmenlerim hatta üniversiteden öğretim görevlilerinden gelenler çok oldu. İzmir Atatürk Lisesinden felsefe öğretmenim gelmiş ve daha sonra televizyon kamerasına şöyle demişti; Biz, Yılmazdan hiç umutlu değildik. Nasıl oldu böyle bir şey. Biz de şaşkınız. Bu da unutamadığım hatırlarımdan biridir. Bu görüntüyü Star Haberde görev yaparken de yayınlamıştım.

Öğretmenlerim beni arar, yazdıklarımı eleştirir, konu tavsiyesinde bulunurlar. Yani öğretmenlerim bana öğretmeye ben de onlardan öğrenmeye devam ederim. Bu sadece benim kendi öğretmenlerimle sınırlı değil elbette. Öğretmenliğimi yapmayan ama öğretmen olan çok sayıda okurumdan da gelir. Eğitimcilerin eleştirilerinin özellikle altını çizerek okurum.

Konunun uzmanları sizi besler ve bu gazetecilik açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle e-posta iletişimine çok önem veririm. Herhangi bir konuda çok sayıda yetişmiş insanımız var. Daha sağlıklı yazabilmemiz için böyle bir derya var adeta.

ÇOCUKLARA MASAL KİTABI İMZALIYORUM

İmza günlerinde dikkatimi çeken bir diğer olay da, ilkokul çağında çocuklarıyla gelen anne-babaların kendi ellerinde benim kitabım, çocuklarının ellerinde ise bir masal ya da çizgi roman olmasıdır. Onları da bana imzalatırlar. Böylece çocuklarına, yazarların imza gününe gidilir ve bu şekilde davranılırı öğretiyorlar. Bu da gerçekten benim şimdiye kadar hiç düşünmediğim ve hayran olduğum bir davranış biçimi.

Kitap almayıp, kırık alçısını, tişörtünü, gazeteden kesilmiş küpürleri imzalatanlar da oluyor.


- Peki İsim-Şehir-Hayvan ve İsim-Şehir-Bitkiden sonra üçüncü kitabınız ne zaman gelecek?

Sessiz Filmi yazıyorum. Şu ana kadar yayımlanan iki kitap, gazetede çıkmış yazılarımın belli bir mantık çerçevesinde derlenmesinden oluşuyor. Sessiz film öyle değil. Normalde şu anda bu kitabı çıkaracaktık. Ancak hem benim tembelliğimden hem de yaşadığımız konjonktürün 2014 senesinde çok belirleyici bir aşamaya geleceğini öngörüyorum. Yani, belediye, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi süreçlerin en azından şekillenmiş olması gerekiyor. O yüzden Sessiz Filmi 2014e erteledik. Ama iki kitabın devamı İsim-Şehir-Eşya ve İsim-Şehir-Artist gibi gelecek.

ekaplangil@hurriyet.com.tr

 

  • YORUMLAR
  • FACEBOOK
adlı kullanıcıya cevap x
İlginizi Çekebilir
Ekinci, ''mağaralar turizme kazandırılacak''
Ekinci, ''mağaralar turizme kazandırılacak''
Şanlıurfa?da çemberimde gül oya sergisinin açılışı yapıldı
Şanlıurfa?da çemberimde gül oya sergisinin açılışı yapıldı
Harran Üniversitesi'nde Ebru ve Hat sanatı kursu açıldı
Harran Üniversitesi'nde Ebru ve Hat sanatı kursu açıldı
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünde Hüsn-i Hat sergisi
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünde Hüsn-i Hat sergisi
Son Haberler
Şanlıurfa’da Öğrenci Güvenliği İçin Kritik Buluşma
Şanlıurfa’da Öğrenci Güvenliği İçin Kritik Buluşma
Şanlıurfa’da Su Sorunu Esnafı Sokağa Döktü
Şanlıurfa’da Su Sorunu Esnafı Sokağa Döktü
Türkiye-Suriye Hattında Önemli Gelişme
Türkiye-Suriye Hattında Önemli Gelişme
Şanlıurfa Akçakale Gümrük Kapısında Zincirli Protesto
Şanlıurfa Akçakale Gümrük Kapısında Zincirli Protesto
Şanlıurfa’da Hemşireler Günü Etkinliği Renkli Görüntülere Sahne Oldu
Şanlıurfa’da Hemşireler Günü Etkinliği Renkli Görüntülere Sahne...
"Nabucco bir Türkiye-Avrupa projesi olarak kalacak
"Nabucco bir Türkiye-Avrupa projesi olarak kalacak

Ana Sayfa
Gündem
Siyaset
Asayiş
Güncel
Sağlık
Spor
Yaşam
Eğitim
Ekonomi
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Günün Haberleri
Arşiv
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Asayiş
  • Gündem
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Biyografiler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri
Google Play
ücretsiz indirin
App Store
ücretsiz indirin

  • Rss
  • Sitemap
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.