Türkiye’nin de imzaladığı bu beyannamenin içeriğinde toplumların barış ve kardeşliğinin, eşitlik ve hukukun üstünlüğü, adalet gibi kavramların ön planda olduğu görülmektedir. Bu beyannamenin bazı maddeleri şu şekildedir:
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ
Herkes; Irk, cinsiyet, dil, din siyasal ya da başka inançlarına bakılmaksızın eşit haklara sahiptir.Yaşamak, Özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.
Hiç kimseye işkence yapılamaz, insanlık dışı onur kırıcı ceza ve davranışlar uygulanamaz.
Türkiye, gelinen süreçte her ne kadar büyük ilerlemeler kaydetmişse de, daha insan hakları konusunda eksikleri ve yanlış uygulamaları oldukça fazladır.
Türkiye bu beyannameyi uygulamak için 1949 yılında imzalamış, ancak sonrasında neredeyse her on yılda bir darbe yaşamıştır.
Halkımızın kendi haklarına sahip çıkma, örgütlenme kültürü henüz istenilen seviyede değildir. Zira bu gelenek gelişmiş olsaydı darbelerin gerçekleşme ihtimali daha zor olabilirdi.
Unutmamak gerekir ki ülkemizde siyasi özgürlük hala büyük ölçüde tehdit altındadır. Vesayetçi güçler, hala dimdik ayakta ve iktidar halkın eline tam anlamıyla geçmemiştir.
Önemli bir çözüm sürecinden geçen ülkemiz, süreci sekteye uğratmak isteyenlerce provokasyonlara maruz bırakılmakta, doksanlı yıllarda yaşanan faili meçhuller ve bazı seküler güçlerle dini bazı grupların tekrar çatıştırılması gibi tehlikeli girişimlerden ciddi endişe duymaktayız.
Yine yakın zamanda yaşanan faili meçhulerden Hrant DİNK ve Muhsin YAZICIOĞLU cinayetleri aydınlatılmamıştır.Bizler bulunduğumuz bölgenin bazı hak ihlallerine baktığımızda karşımıza olumsuz tablolar çıkıyor:
Yaşam hakkı ihlalleri, sayıları altı yüze yaklaşan ve yaklaşık yüz otuz tanesinin ölüm sınırında olduğu cezaevlerindeki hasta tutuklu ve mahkumlar, çocuk tutsaklar, kadın intiharları, cezaevinde yaşamını yitirenler, şüpheli polis asker intiharları ve polislerin sebep olduğu ölümler, gibi.
Cezaevlerinde bulunan 6oo civarında hasta tutuklunun tedavi haklarını tam anlamıyla kullanabilmeleri için cezaevinden çıkarılmaları sürekli geciktirilmektedir.
Siyasi sebeplerden içeride tutulanlar var.Cezaevinde ortalama yılda bin civarı hak ihlali yaşanmakta. Çoğu geçen yıl olmak üzere bölge cezaevinden üç yüz yetmişin üzerinde tutuklu, batı illerine gönderilmişti. Bunların aileleri ile görüşmeleri oldukça zorlaştı.
Kısmen azalmakla beraber, halen çocuklar kolayca tutuklanabilmekte ve cezaevlerinde kötü muamele ve istismar devam etmektedir.
Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlaller, İşkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranışlar tamamen sonlandırılmamıştır. Bu kapsamdaki sayı son iki yılda yüzün üzerinde.
Alınan tedbirlere rağmen şiddet gören kadın sayısı azalmak yerine artmaktadır.Üniversitelerde öğrencilere özgür ortam hazırlanamamakta, barınma, düşünce üretme, bilimsel çalışma yapma gibi üniversitelerden beklenen faaliyetler istenen düzeye gelmemiştir.
Darbe kurumu olan YÖK ve darbe anayasası yürürlüktedir. Yargı bağımsızlığı konusunda da sıkıntılar devam etmektedir. Son günlerde seçim barajı ile ilgili konunun yargı gündemine alınması ve yargının bu konuda siyasi söylemlerde bulunmasını tarafsızlık ilkesine aykırı buluyoruz.
Eğitim üzerindeki devlet tekeli kaldırılmalıdır. Zorunlu eğitim ve zorunlu dersler, ‘zorunluluk’ kavramından dolayı bile insan haklarının ruhuna uygun değildir.
Öğrenmek, okumak ve ilim, insan olmanın gereği ve zorunluluktur ama birilerinin birilerine veya yönetimlerin halka zorla öğretmesi veya zorunlu müfredat dayatmasını uygun bulmuyoruz. Eğitimin yerel yönetimlerce, halkın istek ve ihtiyaçları doğrultusunda yürütülmesi kaliteyi artıracaktır.
Basın özgürlüğü, medya üzerindeki baskılardan dolayı zedelenirken, toplumun değerlerine açık saldırılar içeren kimi maksatlı yayınlar konusunda RTÜK adres gösterilmektedir.
Halkın temel hizmetleri almada yaşadığı sıkıntılar devam etmekte, tüketicilerin haklarını daha hızlı arayabilecekleri mekanizmalar devreye sokulmamaktadır.Siyasi parti örgütlenmeleri kolaylaştığı halde özellikle bölgemizdeki kimi oluşumlara ve partilere karşı yapılan provokatif girişimler sonlandırılamamış, kamu düzeni sarsılmıştır.
Halkın temsil edilmesinde bir oyun bile önemli ve değerli olduğuna inanıyoruz, bu yüzden seçim barajının kaldırılması gerektiğini savunuyoruz.
Son olarak ilimizde ve gerekse de Türkiye’de imza atılan uluslararası insan hakları beyannamesine rağmen hak ihlalleri devam etmektedir. Halkımızı insan hakları konusunda bilgilenme ve bilinçlenmeye, haklarının ihlal edilmesine göz yummamaya, bu konuda mücadele eden STK’ ları desteklemeye çağırıyoruz. Kimi belediyeler, partiler ve bazı kuruluşların bu konudaki çalışmalarını ve katkılarını takdirle karşılıyoruz.Hak kavramı ve insan haklarının alt zemini oluşturacak şekilde okullarda zorunlu olacak dersler konulmalı, değerler eğitimi geliştirilmelidir.
Çocuklarımızın da başkalarının vesayeti altında yaşamaması ve onlara karşı sorumluluklarımızın gereği olarak onlara iyi bir gelecek bırakmak adına yapacağımız en önemli iş, onlara hak arama konusunda yapacağımız katkıdır.
Bizler MAZLUM-DER olarak bölgemizde, ülkemizde ve tüm dünyada barışın, hukukun, adaletin ve insan haklarının egemen olması için var gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğimizi ilan ediyoruz.









