AK Parti İl Teşkilatınca bu yıl 2.’si düzenlenen siyaset Akademisine ilgi her geçen gün artarken, bu seferki ders ise “Türkiye’de Demokrasi ve Seçimler” ile “Demokratik Açılım” işlendi. Dersler siyaset akademisine katılan 213 kişi tarafından dikkatle dinlendi.
“Türkiye’de Demokrasi ve Seçimler” konusunda bilgiler veren Hamdi Turşucu, “Ülkemizde ‘İnsanı yaşatki Devlet yaşasın, Devleti yaşatki İnsan yaşasın’ diye düşünülürken farklılıklarımızla huzur içinde bir arada yaşayabiliyorsak Türkiye’nin yanına 5-10 tane daha Türkiye ekleyebiliriz. İnsanlarımızın çeşitli hürriyetleri vardır. Bunlardan ifade hürriyeti aynı zamanda inanç hürriyetinden kaynaklanmaktadır. Emaneti tevdi ettiğimiz mekanizmayı sorgulamamız lazım. Zira denetlenmeyen mekanizma, iktidar yozlaşır. Demokrasiye ihtiyacımız var. Demokrasi denince sadece 4-5 yılda yapılan seçimler ve sandığa gidip oy vermek değildir. Toplumda bir arada yaşamanın olmazsa olmazı ifade hürriyetidir. Problemlerimizi hiçbir zaman sıfırlayamayız. Demokrasiden maksat; insan gibi yaşamak bunun siyasal iktidarda yansıması lazımdır” dedi.
Daha sonra “Demokratik Açılım” konusunda bilgiler veren Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Anayasa Profesörü Fazıl Hüsnü Erdem ise, vesayetin hikmetinden sual edilmeyen resmi ideoloji olduğunu söyledi ve şöyle devam etti;
“Sokaktaki vatandaşlara bile sorsanız demokrasilerin, halkın halk tarafından yönetilmesi olduğuna göre; bizim hak ve hukukumuzu arayan, düzenleyen, toplumun sorunlarını belirleyip çözüm üreten iktidardır, devlettir. Devlet, resmi ideolojiler tarafından sınırlandırılmış ideolojilerdir. Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu Devletin kırmızı çizgiler içinde kalan, herkesin gidemediği bölümdür. Demokratik siyaset bu alana giremez. Kürt sorunu da öyledir. Hepsi demokratik siyaset alanına girer. Son günlerde yaşanan sıcak gelişmeler vesayetin zayıflatılması zihniyetidir. Toplumun sorun olarak gördüğü bu mahrem alana, yani kozmik odaya da girilmesi çok önemli bir olaydır. İşte; demokratik açılımda kastedilen demokrasideki aksaklığı gidermektir.”
Yunanlıların çocuklarını Türk düşmanı olarak yetiştirdiklerini belirten Prof.Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, “İşte onundur ki Yunan milliyetçileri zamanla büyük tepkiler aldılar. Halende devam ediyor. Ulus inşa edilirken mutlaka bazı aksaklıklar olur. Dünya katı politikaları esnetme açısından bazı çalışmalar başlatmıştır. ABD’de 1962’li yıllarda çoban salata ve ezme salata karşılaştırması yapılarak içindekilerin lezzetlerini ve neler olduğunu bilebilme misali politikalar izlemeye başladı. Zenginden fakir topluma doğru yönelindi. Önce fakir toplum sessizce katıldı. Ancak 3-4 nesil sonra baş kaldırarak kendi farklılıklarıyla kabul edilmelerini istediler. Dolayısıyla yeni yollar arandı. Bir ara Almanya’da bizim vatandaşlarımızı dillerini öğrenme mecburiyeti getirerek asimile etmeye çalıştılar. Almanya’ya giden Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan hemen onların Başbakanını uyardı. 2007’de 28 AB ülkesinde ayrımcılık varmı diye vatandaşlarına soruyorlar ve % 60 evet var cevabı alıyorlar. Azınlığı nasıl gördükleri sorusuna ise, kültürel zenginliğin bir parçası olduğu cevabını alıyorlar. 1987’de Bulgaristan’da Türklere karşı baskı uygulandı. Çocuklarının ismini Türkçe koyamayacakları söylendi. Köy isimleri değiştirildi. İlk defa Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımıza yapılanlar kıyaslandı.”
Demokratik açılımla ayrımlar ortadan kalkmış olacak Prof.Dr. Erdem, resmi ideolojinin ilkesi olan Laiklik ilkesine göre vatandaşın dininden uzaklaşmasının beklendiğini belirterek, “Baktılar ki, tam tersi oldu. Baktılar ki başörtülüler okuyorlar, haklarını arıyorlar. İşte 1980’den itibaren başörtüsünü sorun olarak görmeye başladılar. Aslında 1950’li yıllarda başörtüsü sorun değildi. 1.Dünya Savaşı sonrasında milli birlik ve beraberliği sağlayabilmek için ırki terim ön plana çıkarılmadan Türk halkı değilde Türkiye halkı denilmiştir. Biz kendimizin sorunlarını kendimiz çözmezsek, birileri gelir o sorunumuzu kaşır. Makul ve makbul olmanın gereği Müslüman, Hanifi, Türk olmak demekle etnik kümeler dışlanmış oluyor. Yani Müslüman olmayan, suni olmayan ve Türk olmayan 1. sınıf vatandaş kabul edilmiyor ve dışlanıyor. İşte o günden bugüne sistem varlığını devam ettirmiş ve dışlananlar artık kendilerini kabul ettirme çabasına başlamışlardır. İşte demokratik açılımla bu ayrımlar ortadan kalkmış olacak” dedi. (UrfaHA)
Güncel
Yayınlanma: 00 0000 - 00:00
DEMOKRASİ VE AÇILIM DERSİ
Güncel
00 0000 - 00:00
İlginizi Çekebilir









