Müslüm Abacıoğlu

Müslüm Abacıoğlu

İslamiyet’ten haberi olmayanlar

00 0000 - 00:00

Muhterem Kardeşlerim…

Dağda, çölde, mağarada, ormanda veya ıssız bir adada gibi yerlerin birinde yaşayıp da, dinden haberi olmayanlar, imanlı olmadıkları için Cennete girmezler. Allah’ı, Cenneti, Cehennemi duymadığı ve inkâr etmediği için Cehenneme de girmezler. Dirildikten ve hesaptan sonra, bütün hayvanlar gibi, bunlar da yok edilir, bir yerde sonsuz kalmazlar. (Mektubat-ı Rabbanî, Feraid-ül fevaid)

Dağda, çölde yaşayıp da Peygamberleri işitmemiş olana Şahik-ul-cebel denir. Bunlar mazurdur. Peygamberlere inanmaları emredilmedi. (İsbat-ün-nübüvve)

Peygamberi işitmeyen kimse, Allahü Teâlâ’nın var ve bir olduğunu düşünüp, yalnız buna iman eder ve Peygamberi işitmeden ölürse, Cennete girer. (H.L.O. İman)

Buhara âlimleri, İmam-ı Eşari’nin bildirdiği gibi, “Peygamber gönderilmeden, tebliğ yapılmadan önce teklif yapılmaz” dediler. Tercih edilen kavil de budur. Bu âlimler, “Yerleri ve gökleri ve kendini gören, aklı başında bir kimsenin Allahü Teâlâ’nın varlığını anlamaması özür olmaz” sözünden maksat, Peygamberlerin sözlerini işittikten sonra, anlamaması özür olmaz demektir, dediler. (Redd-ül-muhtar)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Akılla Allahü Teâlâ’nın varlığını, birliğini bilmek gerektiğini söyleyen âlimler olmuştur. Allahü Teâlâ, aklı, hakkı batıldan ayırmak için yaratmışsa da, hak yol bildirilmedikçe akıl, bunu yalnız başına bulamaz. Peygamberleri duymamış kimse, ahirette kabahati kadar mahşer yerinde azap görür, herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi yok edilir. (1/259)

Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
“Biz, bir resul göndermeden [dini tebliğ etmeden] önce azap etmeyiz.” [İsra 15]

Müslümanlığı duymayanlar

İmam-ı Rabbani hazretlerinin bir oğlu, babasına şöyle bir soru soruyor:
“Dağda yetişip, hiçbir din duymayıp, puta tapan müşrikler, Cehennem’de sonsuz kalmazsa, Cennet’e girmesi gerekir. Bu da olamaz, çünkü müşriklere Cennet haramdır, yani yasaktır. Âhirette Cennet ile Cehennem’den başka yer de yoktur. Araf’ta kalanlar, bir müddet sonra Cennet’e gidecektir. Sonsuz kalınacak yer, Cennet veya Cehennem’dir. Bunların yeri neresidir?”

İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle cevap veriyor:

Kıymetli yavrum, bu suali hâlletmek için, “Kıyamette, Peygamber efendimiz, bunları dine davet eder. Kabul eden Cennet’e, etmeyen Cehennem’e sokulur” diyenlerin sözü, bu fakire iyi gelmiyor, çünkü âhiret, mükâfat yeridir, hesap yeridir. Emir yeri, iş yeri değildir ki, oraya peygamber gönderilsin. Çok zaman sonra, Allahü Teâlâ merhamet ederek, bu meselenin hâllini ihsan eyledi. Şöyle bildirdi ki, bu müşrikler, Cennet’e de, Cehennem’e de girmeyecek, âhirette dirildikten sonra, hesaba çekilip, kabahatleri kadar mahşer yerinde azap çekeceklerdir. Herkesin hakkı verildikten sonra, bütün hayvanlar gibi, bunlar da yok edileceklerdir. Herkesin aklı, birçok dünya işlerinde bile şaşırıp yanılırken, iyiliği, merhameti sonsuz olan sahibimizin, peygamberleriyle haber vermeden, yalnız akılları ile bulamadıkları için, kullarını sonsuz olarak ateşte yakacağını söylemek, bu fakire ağır geliyor. Böyle kimselerin sonsuz olarak Cennet’te kalacaklarını söylemek, nasıl çok yersizse, sonsuz azap çekeceklerini söylemek de, öyle yersiz oluyor. O hâlde, cevabın doğrusu, bize bildirilendir. Yani mahşer günü, hesapları görüldükten sonra yok edileceklerdir. (1/259)

İmanda iki önemli şart
Muhterem Kardeşlerim…
Amentü’ye inanmanın geçerli olması için, çok önemli iki şart vardır:
1- Hubb-i fillah ve buğd-i fillah:
Hubb, sevmektir, dostluktur. Hubb-i fillah, sevdiğini Allah için sevmek, Allah için dost olmaktır. Buğd, sevmemektir, düşmanlıktır. Buğd-i fillah, sevmediklerini Allah için sevmemek, Allah için düşmanlık etmektir. Bu konudaki bir hadis-i şerif meali:
“Allah’ın düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seven ve kâfirleri düşman bilen, Allah’ın sevgisine kavuşur.” [İ. Ahmed]

Eshab-ı kiram, hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere idi. İki âyet-i kerime meali:
“Allah’ın Resulüyle birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.” [Feth 29]
“Allah onları [Eshab-ı kiramı ve diğer salihleri] sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidir; Allah yolunda savaşırlar, hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir.” [Maide 54]

2- Gayba iman etmek:
İmanda esas olan, gayba inanmaktır. Gayba iman, Resulullah’ın, Peygamber olarak bildirdiği İslam dinini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenerek inanmaktır. Üç âyet-i kerime meali:
“O müttekiler ki, gayba [Resulümün bildirdiklerine, görmeden] inanırlar, namaz kılarlar ve kendilerine verdiğimiz mallardan [zekât ve her türlü hayır hasenat için] harcarlar.” [Bekara 3]
“Allah’ın dinine ve Resullerine gayba inanıp yardım edenleri belirlemek için...” [Hadid 25]
“Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namaz kılanları uyarırsın.” [Fatır 18]

Bir hadis-i şerif meali de şöyle:
“Allahü Teâlâ, hayır murat ettiği kulunun kalb gözünü açar, kul da gayba inanır.” [Deylemi]

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum