Ney üflemek isteyene ceriham gerek,
Bastıkça sen yârene kandan inleyecek.
Önce acıyacak için yara dolacak,
Ve senden belki ilk zaman feryat kopacak.
An içinde göreceksin yara derinde,
Çıkarmaya çalıştıkça hepten batmakta.
Ve bir gün öğreneceksin onu sevmeyi,
Baş üstünde tâc eyleyip dostça gezmeyi.
İnsan kederi bir kere tatmaya görsün,
O lezzeti alınca hiç bırakamazsın.
Günün rengi solar ve ins gider inlere,
Kalırsın kara gecede bir tek başınla.
Ve işte o saatlerde acın depreşir,
“Sıkıldım saklı kalmaktan” der “beni devşir”
Seviyorsun ya acını kıyamazsın da,
İstersin ki o da etsin bir kelam sana.
Alırsın parmaklarına o sisli dostu,
Hani sen gibi dertlidir derindir sesi.
Dayayıp dudaklarına nefes verirsin,
Suni teneffüsün ona can olsun dersin.
Sende var bir binek yükü elvan elvan dert,
O zaten hepten yaralı pârelenmiş bak.
İki dost siz bir olunca susar tüm gece,
Başlar bu iki âşığı hep dinlemeye.
Sen inlersin neyin inler yara canlanır,
O sana ve sen ona dert anlatır durur.
Senin nefesin dolunca ney ciğerine,
Kalkar aradan nefs, ve gam gelir dibine.
Sende yürek neyde ciğer inildemekte,
Genişledi, gama bile “buyur” demekte.
Siz iki âşık başlayınca hasbıhale,
Âşık edersiniz cümle âlemi size.
Sonra dile gelir gönlün içindeki dil,
Çünkü susmuştur artık Can bu zahiri dil.
Gönlünden ses gelenlere dil ne yapsın ki,
Payesine kaldı onun susmak da çünkü.
Yandıkça sen kavruldukça derdi seversin,
Çünkü onun sayesinde bu eşsiz sesin.
Ahh gönül duydun da şimdi kendi sesini,
Dinlemez mi oldun artık dil sayhasını.
İşte böyle nefsim bu ney tercüman sana,
Çıkardığı ses esasen sendeki yara.
Neyi sazlıktan görünce bir çöp mü sandın?
İçini de boş görünce pek kof mu sandın?
O dost ki koparılmıştır ana yurdundan,
Belki sencileyin yitti aradığı can.
Şimdi yâre derinlerde ney sana Yâren,
Üfle üfle de yandıkça ol Kocasinan!


