Aslıhan Duran

Aslıhan Duran

Ben sana ne yaptım...

05 Şubat 2015 - 00:00

Halime o gün kendini yorgun ve tükenmiş hissediyordu. Gönlü kırılmıştı. Üstelik bu kaçıncı kırılışıydı kendisi bile hatırlamıyordu. "Neden hep böyle oluyor?" diye düşündü. "Kollarının altına kedi gibi sokulacağım bir adam istemiştim sadece. Kolu olan çoktu. Ama içlerinde ADAM olan yoktu." diye iç geçirdi. Hiç bir kötü niyeti yoktu. Kimsenin fenalığını istemez, hep iyilik için çalışırdı. Gönlünü korkusuzca teslim edebileceği bir yiğit aramaktaydı. Belki de tek hatası bir beklenti içerisinde olmasıydı. Ama o biliyordu ki bulanlar sadece arayanlardı. İşte bu yüzden, şairin dediği gibi, "seni bulmaktan vazgeçtim ama aramaktan vazgeçemedim." diyordu hayali sevdiğine. Her defasında yeni bir umutla yollara dökülüyor, "acaba nasibim bu mudur?" diye gönlünü açıyordu muhatabına. Ne var ki bir çuval pirincin içindeki kara taşlar misali, ne kadar münasebetsiz vicdansız varsa Halime’yi buluyordu. O da her seferinde "bunda da vardır bir hayır" deyip, kırık dökük de olsa yola devam ediyordu.

 

Fakat bu defa başkaydı. Hem yılların verdiği yorgunluk, hem yaşadığı son olayın eşsiz kırgınlığı; Halime’yi "son" noktasına getirmişti. Öyle kötü bir ruhani hâl içerisindeydi ki, kendi kendine düşündü:

 

"Yıllardır iyi niyetle aradım, çabaladım. İyi niyetimin iyi bir karşılık bulmasını bekledim ancak olmadı. Nerede hata yapıyorum acaba? Sevince çok sevmek hatalarımdan biri. Güvenmek zaten en büyük hata. Ben de az suçlu değilim. Ama bu sondu. Tükendim artık. Daha fazla gücüm kalmadı. Adeta eriyip bittim bu konuda. Olmayınca olmayabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Benim asıl gücüme giden, iyi niyetimin kullanılması. Sevmeden sever görünenler var. Vakit geçirmek isteğinde olanlar var. Temiz duyguları zalim düşüncelerine alet etmek isteyenler var. Niçin bu kadar kötü bu insanlar? Madem düşlediğim mutluluk kovaladıkça benden kaçıyor, o halde vazgeçeceğim. Son, sadece son bir kişiye yol verip, o da olmazsa bu arzudan bütün bütün uzaklaşacağım. Hayatıma, kendime son bir şans tanıyorum. Karşıma çıkacak aday benim için son olacak. Ya olacak ya ölecek hislerim." dedi.

 

Bu düşüncesinde aslında hatalıydı. Zira her yeni gün, her yeni nefes; insana verilmiş yeni bir fırsat, yeni bir umuttu aslında. Ancak Halime o gün bunu düşünebilecek vaziyette değildi. Kalben yorgun, bitkin, kırgın bir haldeydi.

 

İşte durumlar böyleyken başladı Halime’yle Raşit’in öyküsü. Raşit Halime’yle tanışmak istemiş, hatta bu konuda zavallı kızcağızı bir hayli zorlamıştı. Halime görüşeceği kişinin onun evlilik yolunda tanışacağı son insan olduğunu bildiği için temkinli hareket ediyor, hemen razı olmak istemiyordu tanışmaya. Fakat imtihan bu ya, olaylar o noktaya geldi ve Halime-Raşit yolculuğu başladı.

 

Başlangıçta her şey çok güzeldi. Raşit hakikaten Halime’nin şimdiye kadar tanıştığı insanlardan çok farklıydı. Yumuşacık, merhametli bir kalbi; kibar bir dili vardı. Halime de bu mutlu yolculuğa kendini kaptırmış gidiyordu. Yazık ki yine "çok sevme" yolunda ilerliyordu farkına bile varmadan. Her şeye rağmen, şimdiye kadar edindiği tecrübelerden ötürü bir kurt da kalbini kemirmiyor değildi. Acaba, diyordu, acaba bu işin altından da görünmeyen bir yüz çıkacak mı? O yüzün görünmesi bu defa biraz zaman almıştı. Raşit Halime’yi kendine iyice alıştırıp bağladıktan sonra aniden ortadan kaybolmuş, bir korkak gibi tek söz etmeden kayıplara karışmıştı. Acaba başında bir hâl mi vardı ya da ölmüş müydü? Ama hayır. Halime bir gün Raşit’in sapasağlam bir hayat sürdüğünü gördü gözleriyle. Üstelik çok da mutlu görünüyordu. O an ona seslenecek gücü kendinde bulamasa da, içinden şu cümleyi tekrarladı Halime:

 

"Ben sana ne yaptım? Ben sana ne yaptım ki bana bu kötülüğü ettin?..."

 

Tüm bu olanlara "YİNE" bir anlam veremedi Halime. "Neden?" diyordu, "neden?" Acaba Raşit bir ruh hastası mıydı? Yoksa sadece egolarının peşinde koşan bir bencil miydi? Kendi küçük dünyası içinde umutlarla yaşayan bu kızcağızdan ne istemişti acaba? Niçin onun sade ve saf dünyasını başına yıkmıştı? Eline ne geçmişti ki bunu yapmakla?

 

Raşit bu vicdansızlığından ne elde etti bilinmez. Lakin Halimecik bu defa hakikaten kararlıydı kendine verdiği sözü tutmakta. O günden sonra asla hayatına  kimseyi almadı. Kalbine girmek isteyenlere müsaade etmedi. Kim bilir, bunların içinde belki de gerçekten layık olan doğru insan da vardı. Ama Halime bu riske girmeyi bir kez daha göze alamadı. Şimdiye kadar hayatına giren yanlış insanlar kötü ise, Raşit kötünün de kötüsü olmuştu. Zira o bilmiyordu ama, Halime için o son şanstı...

 

Bu hikaye mutlu bitmedi. Halime, niçin kandırıldığını hiç anlamadan yapayalnız ve renksiz bir hayat sürdü. Raşit mi? O her zamanki gibi kendisini iyi biri olduğuna inandırıp, hiç bir şey olmamış gibi bencilce hayat yolculuğuna devam etti...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum