Mame Küvre;Üniversitede okuyan oğluna mektup yazdı


*Mame küvre; bazen kendi şivesi ve aksanıyla anlatamadıklarını, güzel Türkçe’mizin İstanbul aksanıyla yani İstanbul Türkçe’siyle yazmaya çalışır.

*Bu defa da, oğluna yazacağı mektubu, böyla yazmaya karar vermiş.Kendi şivesiyle anlatmakla, kimileri kendisini anlamakta zorluk çekmesinler diye.

*Anlaşılmamaktan korktuğu için, "İstanbul Türkçe"sini tercih etmiştir.

*Bu duyarlı düşüncesinden ötürü, Mame Küvre’mi şimdiden kutlarım.

*Sevgili oğlum; sen doğduğunda, sana nasıl bir isim verebileceğimi çok düşündüm.Bir çok isim arasında, gel-gitler yaşadım..Fakat; daha fazla vakit kaybetmeden, hafızamda çok sevdiğim "ARİF" sözcüğü canlanıverdi...

*Ve Şefik amcan;  kulağına bağırıverdi, yavrum senin ismin Arif olsun diye...Bağırdı kulağına üç defa; ARİF,ARİF, ARİF diye...

*O gün bu gün, hep Arif diye seslendik sana...Biz Arif olamadık oğlum, şu veya bu sebeplerle..Bunlar çok uzun hikayeler.Bu mektupta bu detaylardan bahsetmeyeceğim sana...Zaten kısmende olsa, bizim neden Arif olamadığımızın bir çok sebebini biliyorsun..

*Arif olmak ve Arif’çe yaşamak, biz insanlar için vazgeçilmez hasletlerden olması gerek.Yüce Yaradan; biz insanlara "Eşref’i mahlukat" payesini vererek yaratmıştır.Ve bizler; Cenab’ı hakkın verdiği bu ulvi payeyi koruyarak yaşamak zorundayız.O payeye layık olmalıyız...

*Sevgili oğlum Arif; şimdi diyeceksin ki, baba nerden çıktı şimdi bu mektup yazma sevdası...Belki haklı da olabilirsin, beni demode olarakta niteleyebilirsin, çağdışı birisi olarakta görebilirsin ARİF oğlum..
*Mektup yazmanın, mektupla hasbıhal etme modasının çoktan geçtiğini, bende biliyorum oğlum.Ama ben istedim ki; bu mektupta, sana yazdıklarımı bir belge ile kayıt altına alayım...Hafızalar bazen bizlere nazeninlik edip, unutturur kimi önemli hatıraları, ama yazı asla o hatayı yapmaz...

*Evladım; sözü fazla uzatmayacak ve dolandırmayacağım, kafana direk olarak yerleştireceğin bir çift kélâm edeceğim.Kulaklarını açıp beni çok iyi dinle lütfen...

*Oğlum; biz seni okuyasın, kendine ailene ve bu memlekete faydalı bir birey olasın diye üniversiteye gönderdik.Senin yapacağın tek şey,  derslerine iyi çalışıp, zamanında okulunu bitirmek olmalıdır.Günümüz insanı; teknoloji ve iletişimin tavan yaptığı bir süreç yaşamaktadır, beyin ve tüm duyu organlarımız bu korkunç gelişim ve dönüşüm karşısında oldukça zorlanmakta asli fonksiyonlarını icra edememektedirler...

*Son günlerde; üniversite gençliğinin geçmişte olduğu gibi, yine sokaklara döküldüğünü endişeyle izlemekteyim.Birileri oturdukları koltuklarında ve bakındıkları yüksek rakımlı balkonlarından, gençlerin duygularını tahrik ederek, onların sokaklara dökülmesine çanak tutmaktalar.Oğlum; sen sen ol, bu tür tahrik edici sedalara kulak asma...Onlar hep böyle yaptılar...Kanı kaynayan gençlerin duygularıyla oynayıp onları sokaklarda, değişik isimler altında birbirine kırdırıp seyre daldılar.Zoru gördüklerinde de, kirişi kırıp dümenlerine baktılar...Kimin ölüp kimin kaldığıyla ilgili değildir onlar...

*Sakın ha, sakın evladım...
*Bu filim bayatlamış bir film, tozlu raflardan indirip inrilip servis edilmektedir.
*Biz bu filmin; 12 Eylül öncesi versiyonunu çok seyrettik...O derin ve tatsız teferuatlara girmiyeceğim, ana başlık olarak hatırlatmak isterim.

*!2 Eylül öncesi; aynı filmi sahneye koymuşlardı, malüm zatı muhteremler.Bu günde; kendilerinin legal olarak mecliste yapamadıklarını halkın körpecik fidanlarını sokağa döküp, birbirine kırdırarak kişisel egolarının tatminine çalışmaktadırlar...Sadist ruhlu insanlar bunlar, kan ve göz yaşından beslenen necis mahlukatlardır bunlar...

*12 Eylül 1980 darbe sonrası, iktidarı ele geçiren Kenan Evren cunta yönetimi, eline geçirdikleri genç fidanları dar ağacında sallandırırken, onları sokaklara döken siyasilerin hiç biri ortalıkta görünmüyordu, toz olmuşlardı...Olan gençlere ve geride bıraktıkları gözyaşlı annelere oldu...Ölen öldü, ağlayan anne ve bacılar gözyaşlarına boğulup heder oldular...Asıl suç işleyen beyler sonradan; milletvekili, bakan, başbakan ve de Cumhurbaşkanı oldular...Yaptıkları yanlarına kar kaldı...Olan; yitip gidin vatan evlatlarına oldu...

*Sen ARİF’sin oğlum, Arif gibi davran, akıllı ol, onun bunun piyonu olma, sazan gibi namerdin oltasına takılma...
*Ahmet veya Mehmet’in nutuklarına kulak verme, es geç...Bırak kendileri çalsın, kendileri zil takıp oynasınlar halkın meydanlarında...Halk artık uyanmıştır, onların martavallarına pek değer vermemektedir...

*Yürekleri ve ciğerleri varsa, büzzükleri sıkmıyorsa, kendi kavgalarını kendileri er meydanına inip yapsınlar.Elin masum çocuklarından el çeksinler...Onların kanına girmesinler...

*Sevgili ARİF oğlum..Bu mektubu iki nüsha olarak yazdım, birini sana gönderdim, birinide kayıtlarımda kalsın diye yanımda muhafa etmekteyim....
*Dediklerimi yabana atma...Okul ortamında, fiziki gücünü aşan baskı ortamı oluştuğunda, valizini topla gel oğlım...Okumaya gerek yok öylesi bir ortamda...Bu ülke insanı, kıt kanaat imkanlarla çocuklarını okutmaya çalışırken, memleketin derebeyleri, hala ortaçağ zihniyetinden uzaklaşmamış görüntüler sergilemektedirler.

*Okumaya ve okutmaya sonuna kadar evet diyen bu halk, bu kravatlı eşkiyaların yüzünden bu kutsal işlevlerinden soğutulmak istenmektedirler.

*Hoş; her okuyup kravat takan da, adam olmuyor ya...

*Gel oğlum, pisliklerin yarattığı pisliklere bulaşmadan, Urfa’ya gel...Biliyorsun oğlum; çümbüş çalmayı çoktan bıraktım, kendimize maydanoz-limon satar şerefimizle yaşamımıza devam ederiz.

*"Eğitim cehaleti giderir, eşşeklik baki kalır."

*"Dılım durmaz, dırlıgım olmaz" oğlım, ne yapım duramiyam, bi ikı şe de bızden söliyax, varsın onıda kımse aynamasın..

*"İt külınçeden, eşşek zehferandan" aynamaz kı.

*Allaha amanat ol, Arif oğlım...

*İMZA

Babay  :Mıtrıp Mame...